| |
10 Temmuz'da resmi olarak açılan deponun mühürleri 2004 yaz sezonunda
altı hafta açık kalmıştır (Fig 11).
2004 Yaz Faaliyetleri
2004 yılı yaz sezonu çalışmaları Saray Yapı Grubu Anıtsal Girişi'ndeki
kazıların ilerlemesine odaklanmıştır (Şek 12
and 13). ).
Kazıların asıl amacı Eski Frig dili yazıtları ile ilişkili küçük-kabartma
parçalarının devamını bulmaktı.
Buna ek olarak Dr. Scott Branting'in ulaştırma çalışmalarında CBS uygulamalarının
bir bölümü olarak caddenin kesitini ortaya çıkartmak amacıyla üç tane
deneme açması açılmıştır; sonuçları bu raporun devamında sunulmaktadır.
Kapadokya Kapısı'nda sembolik tanrıyı betimleyen stelin üzerinde yer aldığı
kötü durumdaki yumuþak taþbasamağın kaldırılmasının ve laboratuvarda
rekonstrüksiyonunun yapılmasının iyi bir fikir olduğuna karar verilmiştir.
Buluntuların ve özellikle de heykeltıraşlık ve mimari malzemelerin konservasyon
ve restorasyonu Noel Siver tarafından yapılmıştır. Catherine Draycott
buluntuları belgelemiştir. Aynı malzemelerin çizimi Judith Sellers tarafından
yapılırken, Isabelle Ruben ilk kitabın bitirilmesine çalışmıştır.
Saray Yapı Grubu Anıtsal Girişi
Saray Yapı Grubu'nun Anıtsal Girişi (Şek. 13,
14 ve 15)
2002 (TR01), 2003 (TR11) ve 2004 (TR14, TR15 ve TR 16) yıllarında kısmen
kazılmıştır. Yanlarında iki büyük kule bulunan, girişteki eğimli taş döşeme
batı yönünde önceki yıllarda kısmen kazılan (açmalar TT22 ve TR02) görkemli
"Sütunlu Salon"a doğru uzanmaktadır. Kapı girişinin solundaki büyük konglomera
sütun tabanı bir aslan veya bir sfenks için altlık olmalıdır. Giriş kısmının
inşası, kompleksin yeniden tasarlanma işleminin bir bölümünü içermektedir
ve bu programda taş kaplı eğimli yüzeyin güney kısmı kesilmiş ve Yapı
A'ya giden döşemeli yol kapatılmıştır. Evrelerin karmaşıklığı henüz tam
olarak aydınlatılamamıştır.
Saray Girişi'ne Götüren Döşeme
Saray Yapı Grubu girişine götüren taş döşemeli alan kulelerin üst yapısının
çökmesiyle yanıp, eriyerek metal haline gelerek tamamen yanarak içlerinde
boşluk olan geniş ahşaptan bölüme kadar uzanmaktadır. Büyük döşeme taşlarının
konumları çift kanatlı kapıların genişliğinin göstergesidir ve merkezde;
açmanın en fazla sınırlandığı yerde, Anıtsal Girişin önünü işaret etmekte;
arkada ise önceki döşemenin farklı bir yöndeki çizgilerini oluşturmaktadır
(Şek. 15).
2002 yılında döşeme üzerinde bir çift bronz levhadan yapılmış ibexlerin
bulunuşu, 2003 yılında girişin içinden kumtaşı mimari parçalarla beraber
Eski Frig yazıt ve kabartma parçalarının keşfinin habercisiydi. 2004 yılında
ayakta duran figüre ait bir metre uzunluğundaki parçalanmış heykel soygun
çukuru dolgusunda açığa çıkartılmıştır.
Yapı Metodu ve Malzemeleri
Kazılarda, kulelerde kullanılan malzemelerin şaşırtıcı çeşitliliği ortaya
koyulurken, karmaşık yapım teknikleri de daha fazla açığa kavuşmuştur.
Alt sıralar yüzleri dikkatlice düzeltilmiş büyük granit bloklardan inşa
edilmiştir. Bu sıranın üstünde üst kısımları Güney Kulesi'nin iç döşemesiyle
aynı seviyede gibi görünen konglomera ve büyük kumtaşı bloklar yer almaktadır.
Diğer sıralar birbirine eş büyük yumuşak beyaz kireçtaşı bloklardan oluşmaktadır.
Taş sıralarının arasında yatay olarak yerleştirilmiş, büyük ve ortalama
0.25m derine inen kara çamdan yapılmış ahşap kirişler bulunmaktaydı. Bunlar
y andıktan sonra boşluklar kalmış ve bunlar da çok gevşek döküntü ile
dolmuştur. Yüksek duvarlar büyük olasılıkla içleri döküntüyle dolu ahşap
kirişlere dayanmaktaydı. Saz baskılı yanık kil yığını ve ahşaptan çatı
kirişi belki de kulelere doğru düz çatının kanıtı olabilir.
Büyük kule duvarlarının inşasında granit, kumtaşı ve kireçtaşı olarak
adlandırılan değişik tipte taşların kullanımı bu taşların yapı malzemesi
olarak özelliklerinin bir bakıma bilindiğini göstermektedir. Buna ilaveten
yeni kesilmiş ve yanmamış ve bir birleriyle zıt tabii renkleri olan bu
taşlar, taş sıraları arasındaki koyu ahşap elemanlar ile zenginleştirilerek
istenilen çarpıcı sağlanmıştır. Bu açıdan bakıldığında Gordion'daki şehir
höyüğü üzerindeki kapıya giden istinat duvarında (yıkım sonrası) bir birleri
ile zıt renklerden oluşan taşların kullanılmış olması dikkat edilmesi
gereken bir unsurdur ki bu oyulmuş ortostatlar için uygulanmış olan almaşık
renkler Asur ve çevresinde sıklıkla görülmektedir. and )
Geçitin kuzey duvarının karşısında, ön taraftan içeriye doğru yerleştirilmiş
büyük kaba ve kare şeklinde bir kumtaşı 2003 yılında ortaya çıkartılmıştır.
Kumtaşı üzerinde 1m çapında bir ahşabın oturması için derin olmayan bir
oturma yeri bulunmaktadır. Bazı kumtaşından başlık parçalarının bir zamanlar
bu büyük ahşap sütunun başlığının bir bölümünü oluşturduğu ve büyük olasılıkla
bulunan daha küçük bir örnek (Şek. 20a
20b ve 21)
ile genel olarak aynı formda olmalıdır. Ancak, kenarda duvara dayandığı
için dört köşesinin de simetrik olması mümkün değildir. Çatının eğimi
ya da döşemenin üstündeki alınlığın tepesine kadar olan yüksekliği hakkında
herhangi bir veri yoktur. Fakat yüksekliğin aşağı yukarı genişlik kadar
olduğunu (örneğin 10m) düşünmek yanlış olmayacaktır. Saz çatı kullanımı
yağmur suyu ve karın kolayca aşağıya dökülmesini sağlayan yüksek eğimli
çatıya işaret etmektedir. Daha önce de değinildiği gibi girişin eğimi
çatıda da benzer bir eğim gerektirmiş olabilir.
2003 yılı kazıları sırasında Kuzey Kule'nin ön (doğu) yüzünde dört sıra
granit taş sırası bulunmuştu. Bütün taşlar geçitin kenarını teşkil eden
ve eğimli çatının bir miktar ağırlığını taşıyan güney duvarınkilerden
daha darlardı. Geçit duvarının doğu ucunda iki sıra granit taşı bulunmakta
ve bunun üstünde birkaç sıra kumtaşı ve beyaz yumuşak kireçtaşı blokları
bulunmaktaydı. Köşe kısmının tamamen granitle kaplı olması muhtemeldir
fakat bu kesin değildir. Dolayısıyla hava ile temasdan çabuk bozulmaya
yatkın olan kumtaşı ve kireçtaşı sadece geçit çatısıyla kaplanmış kenar
duvarlarında kullanılmış olabilir.
Güney Kulesinin kuzey duvarında kumtaşı bloğun dışına oyulmuş kare girinti
(Şek. 17)
muhtemelen dikey bir hatıla ait olsa da, belki de zemin kirişini içermekteydi.
Aynı bloğun içerideki görünmeyen yüzünde taşçı işaretleri vardır. Büyük
ahşap hatılların yanması taş işçiliğine taşın kurtarılmasını zorlaştıran
hasarlar vermiştir. .
Kenetler
Kerkenes'de kullanılan tahtadan "kırlangıç kuyruğu" kenetlerin boyutlarının
çeşitliliği ve hatırı sayılır derecede düzensiz oluşu şaşırtıcı olup,
yapımlarında kalıp kullanılmamıştır (Şek. 17,
18 and 19).
Tek bir granit kesme taş bloktaki onarım için açılmış küçük kenet deliklerinin
yapımı daha fazla emek ve farklı teknikleri gerektirmiş olmasına rağmen
kenet delikleri yumuşak kumtaşı ve conglomerate içine basit marangoz aletleri
ile oyulmuş gibi gözükmektedir. Tahtadan kenetlerin bu kullanımı kumtaşının
kesimi için gerçekte marangozluk kullanıldığı düşüncesini güçlendirmektedir.
Sadece tek bir granit bloğunda yer alan kenet deliği açıkça bir çatlağın
onarımı içindir (Şek. 18)
Bazen bitişik kumtaşı bloklarının birbirlerine bağlamak için yerlerine tahtadan
kenetlerle sabitlendikleri görülecektir.
Kenetlerin Anıtsal Girişin Güney Kulesi (Şek. 13
içindeki kumtaşı kesme taş bloklarını tahtadan büyük bina kirişlerine
bağlamak için kullanılmış olmalarý uygun bir ihtimal olup olasılıkla
da kenetlerin kullanım tekniğinin marangozlara yabancı olmadığının göstergesidir.
Eğer bu kanıtlanabilirse kenetlerin yalnızca inşa aşamasında taşların
pozisyonlarını tutturmak için bir araç olarak ortaya çıkmadığını ve yapısal
dayanıklılığı sağlamak için tasarlandıklarını gösterecektir. Kenetlere
ek olarak tahtadan kare dowel'ların (kavilaların) yapılmış olması ve çokça
kullanılması da dikkate alınmalıdır.
Başlıklar (Bolsters)
Başlık kelimesi Demir Çağı'nda Orta Anadolu'da bronz kase ve çanak
çömleklerin kulplarında bulunan daha küçük ölçeklerde olan benzer elementleri
tanımlamada uzun süredir kullanılan terminolojiden seçilmiştir. Form olarak
başlıklar merkezi bir silindirin her iki yanındaki konik elementlerden
oluşmaktadır. Bitim yüzleri pergelle çizilmiş konsantrik daire bezemelidirler.
(Şek. 20a
and 20b).
Başlıkların çeşitli parçaları 2003 ve 2004 yıllarında
bulunmuş özellikle de iyi korunmuş örnekler (Şek. 20a)
bu yılki gruba eklenmiştir.
Kare kumtaşı bloğa ait başlıkların küçük örneklerinde (Şek. 21)
merkezdeki silindirin etrafında yükseltilmiş mah ya da tespih bezekli
silme bulunur. Bu mimari parça her köşesinde konsantrik daireler aralarında
başlıkların sonlarını betimleyen üç çeyrek başlıklarla süslenmiştir. İlave
parçalar (gösterilmemiştir) 2004 yılında açığa çıkartılmıştır.
Talan ve Yıkım Sonrası Karışıklıklar
Geniş çift kanatlı kapılarda kapı dişlerinin olmaması ve taş döşemeye
verilen zarar eriyen duvar örgüsünün bölmelerin kül haline gelmesiyle
oluşan boşluğa düşmelerinden önce bunların yıkıntının içinden talan edildiğini
düşündürebilir. Kapı girişinin güney tarafının iki yanında yer alan podyum
üzerinde kalanlar da yerlerinden alınmış gibi gözükmektedir. Böyle bir
talanın giriş yolunun yakılmasından önce gerçekleşmiş olması mümkündür.
Yangın sırasında duvarların içindeki ahşap çerçevelerin yanması ile kulelerin
giriş yolunun üzerine yıkılmış olmaları ya da yangın sonrası meydana gelen
yıkıntıdan alıntı yapma fırsatının ortaya çıkıp çıkmadığı belli değildir.
Göstergelerden bir tanesi kalın bir kömürleşmiş saz kalıntısının döşemenin
bazı yerlerinde bulunmasına karşılık (Şek. 15)
10 m genişliğindeki geçitin üstünde uzanması gereken ağır çatı kirişlerine
ait hiçbir izin bulunmamasıdır. Bu durum duvarların ve çatının kömürleşmiş
kirişlerinin bir noktaya kadar ayakta kalabildiklerini belki de talan
sırasında yıkıldıklarını düşündürebilir. Gene de yıkılma olayının yangından
hemen sonra gerçekleştiği muhtemel gözükmektedir. Zira yarı yanmış saz
tabakası ve yanmış ve erimiş duvar örgüsü ile üzerinde üstünde saz izleri
olan ve düz kule çatılarında kullanılan kil parçaları arasında herhangi
bir artık ya da birikintiye rastlanmamaktadır.
Daha geç dönemlerde Anıtsal Giriş küçümsenmeyecek çapta talan edilmiştir.
Aynı zamanda bu talan ilk yapılan kazıların da gösterdiği gibi aralarında
hem Kesme Taş Binası ve hem de Kabul Salonu gibi Saray Yapı Grubu içindeki
yapılar ve çevredeki diğer binalara da ait arşitravlar, eşikler, sütun
kaideleri, ve kesme kare taşları da içine almaktadır. Bu talanın ve hazine
arayışının büyük ölçüde erken Bizans döneminde gerçekleştiği 2004 yılında
ele geçen ve hemen hemen hiç bozulmamış durumda olan Jüstinyen dönemine
ait bir sikke (Şekil 48)
ve 2003' de bulunan ve aynı döneme ait bir cam helezon sayesinde desteklenmektedir.
Talancıların açtığı birkaç çukurdan birinde genç bir yetişkinin mezarı
bulunmaktadır. Olasılıkla bu kimse kısmen doldurulmuş olan bu çukura defnedilmiş
ve üzeri özen gösterilmeden taş ve toprakla örtülmüştür. Talan olayının
tümünün şehrin yıkılması ve terk edilmesinden yaklaşık 1000 yıl sonra,
kısa bir zaman zarfında mı yoksa çeşitli dönemlerde aralıklarla mı yapılmış
olduğu hakkında bir bilgi elde edilememiştir. Gene de tek bir seferde
yapılmış olduğu daha akla yatkındır. Yapı malzemesi ve hazine bulmak amacı
ile gelen ilk talancılar şüphesiz Anıtsal Girişin Güney Kulesindeki ayakta
kalabilmiş kumtaşı bloklarını ve önceden değinilmiş olan binalara ait
taş sütun kaidelerini ve kesme kare taşların yerlerini tespit etmiş olmalıdırlar.
Talanın çapı bazı değerli parça ya da parçaların ele geçirilmiş olduğunu
göstermektedir. Helenistik döneme ait mezar tepelerden de Galat tipinde
olabilecek bir çok taş kutunun da boşaltılması işleminin bu dönemde gerçekleştiği
sonucuna da varılabilinir.
Anıtsal Girişin Mimari Rekonstrüksyonu
Yapım Evreleri
Saray Yapı Grubu'nun doğu bitiminde en az dört tanınabilir yapı evresinin
varlığı gözlenmiþtir.
1. Yapı A Binası ve kuzeyinde onun temelini destekleyen eğimli taş kaplı
yüzey (glacis), doğu ve batı tarafları (Şek. 8 alt planında gösterilen).
Kenarları kuzeydoğu tarafta büyük taşlara sahip olan döşeme Yapı A binasına
ulaşmaktadır (güneydoğu kenarı Şek. 14'de
üstte görülebilir).
2. Döşemeye doğru olan kuzeydoğu ek kısımda ikinci derece işçilik (Şekil
15 'de
üstte).
3. Terasların inşası, Yapı B,üzerinde ve Yapı B'yi kesecek biçimde inşa
edilmiştir. (Şek. 13)
4. Anıtsal Girişin inşası (Şek. 13
ve 14).
Planın evre 3 ve 4 arasındaki (örneğin Anıtsal Giriş ile Yapı B) stratigrafik
ilişkisi yani kronolojisi henüz bilinememektedir. Ayrıca taş döşemenin
hazırlanmasında çalışma yöntemlerini gösteren çizgilerin varlığına rağmen
evrelerin kesin sayısı açık değildir. Yine de çizgilerin döşemenin içinde
hizalanması (Şekil 15'in
ortasında zemininde iki tanesi görülebilmektedir) döşemenin tamamının
Anıtsal Girişin önünden doğuya doğru uzandığının (evrelerin sayısını dikkate
almadan) oldukça güçlü bir göstergesidir ve Girişin inşasından
daha önceki bir döneme aittir.
Anıtsal Girişin Kuzey Kulesinin önündeki A yapısına giden döşeli yolun
açık bırakıldığı ya da B yapısı ve bu yapıyla bağlantılı olarak tamamlanmış
olan değişikliklerin bu yolu kapayıp kapamadığı konusu henüz açıklığa
kavuşturulmamıştır. Bu konuyla bağlantısı olan ve bir yorum getirilememiş
diğer bir problemde B yapısının mimari şeklidir. Genede B yapısının Anıtsal
Girişin Kuzey kulesinin alt kısmından daha fazlasını kapatmış olabileceği
olanaksız gibi görünmektedir. Eğer durum gerçekten böyleyse B yapısının
orijinal yüksekliğinin bu günkü inşasından çok da fazla yüksek olmaması
gerekmektedir. Ne olursa olsun yere düşen taş sayısı göz önüne alındığında
duvarın 2000 yılında yapılan inşasından çok daha yukarı seviyeye çıkabilecek
bölümünde çamur tuğla kullanılmış olduğu düşünülmektedir. Zira döşemenin
güney kısmının üstünde yanık kalıntılarına rastlanmadığı için önemli ahşap
elemanların kullanılmamış olduğu gözlemlenmiştir. Daha karmaşık bir olasılık
da Anıtsal Girişin inşasının aynı zamanda Yapı B'nin de tekrardan şekillendirilmesi
işlemini de kapsamış olabileceğidir.
Buna ek olarak daha önceki kazı mevsimlerinde de belirtilmiş olduğu gibi
Saray Yapı Grubu'nun uzun kuzey duvarının inşası sırasında yamacın kuzey
tarafı kesilmiştir. Aynı zamanda ya da daha sonraki bir dönemde de Yapı
A'nın batısına düşen alanda küçümsenmeyecek değişiklikler yapılmıştır.
Bunların arasında Yapı C'nin kuzey, batı ve güney taraflarında yer seviyesinin
yükseltilmesi görülmektedir. Bu önemli değişikliklerin bir ya da iki önemli
geliştirme programı dahilinde yapılıp yapılmadığı ya da zamanla birer
birer ele alınmış olabilecekleri konusunda yorum yapmak zordur.
Anıt
Aşamaların karmaşıklığı ne olursa olsun sonuçta çözüm olarak, Anıtsal
Girişin mimari olarak genel planı (Şek. 22)
ortaya çıkmaktadır. Şekil 13
kuleli ve döşemeli girişin rekonstrüksiyon denemesini, Girişin konumunu,
Yapı A ve Yapı B teraslarıyla ilişkisini ve açmaların yerlerini de gösteren
bir anahtar planı da içermektedir.
Planı yapan kimse ya da mimar alçak, dış bir cepheden yüksek iç cepheye
geçişi sağlama problemini çözücek abidevi bir makenizma tasarımı sorunu
ile karşı karşıya gelmiştir. Bu hedef "Kabul Salonuna" giden kapalı ve
olasılıkla güvenli bir şekilde kontrol edilebilen bir bölümün yapılmasını
ihtiva etmekteydi. Bu giriş kumtaşı kaideler üzerinde yer alan iki sıra
ahşap sütun tarafından taşınan sazdan çatılı büyük iki odalı yapı olan
"Sütunlu Salon"a doğru uzanıyor gibi görünmektedir. Bu yapının Saray Yapı
Grubu içindeki göze çarpan konumu nedeni ile bir Kabul Salonu olabileceği
düşünülmüştür (Stronach and Summers 2003). Bu önerinin doğru olma ihtimali
çok yüksek olsada bu savı destekleyecek yeterli veri bulunmamaktadır.
Girişin bu dik anıtsallığı halen tartışılsa da, Saray Yapı grubunun batı
yönünde 280m uzanan bu büyük alanda yapı sıraları ya da teras duvarları
ile aslında dinsel olandan daha çok dünyevi, saraysal bir işleve sahip
olarak tasarlandığını düşünmek daha uygundur. Cephelerdeki geçişin halen
şehir duvarının ilerisindeki yamaçlarda bulunan granit taşları ile benzer
tipteki gayrimuntazam granit taşları vasıtası ile gerçekleştiği hususunda
kesin bir varsayımda bulunabiliriz. 10m genişlikteki eğimli döşeme bir
çift kule arasında yer almaktadır. Her kulenin alt kısmı Saray Kompleksi
içindeki dış döşeli alanı geçen yüksekliğe kadar masif inşa edilmiş gibi
görünmektedir. kulenin dört duvarını çıkıntı yapan kaya yatağının etrafına
inşa etmek ve her kulenin alt kısmında oluşan boşluklarıda tesviye edilmiş
kaya yatağından toplanan taşlar ile doldurulmuş olmalıdır.
Planda geniş giriş yanlarda anıtsal iki kare kule arasında yer almaktadır.
Cepheden bakıldığında döşeli geçit dıştaki ön avludan yukarıya doğru hafif
bir eğim yaparak Kabul Salonuna çıkmaktaydı. Giriş yolunun ortalarında
büyük çift kanatlı kapıları olan geçitin ön yarısının çatısını taşıyan
heybetli bir ahşap yapı bulunmaktaydı. Saz ile örtülü eğimli çatı döşemenin
eğimi ile uygun bir şekilde eğimli olmalıydı. Girişin iç kısmının çatı
ile örtülü olup olmadığı konusu tartışmaya açıktır.
Daha sonraki dönemlerde yapılan talan yüzünden kulelerin iç planlarını
kesin bir şekilde gösterebilecek kalıntıların var olup olmadığı kesin
değildir. Tahminen iki katlı olup üst kata ve ordan da izleri giriş yolunu
dolduran ve yanmış moloz arasında bulunmuş olan ahşap merteklerin taşıdığı
saz ve çamurdan yapılmış düz çatıya çıkan iç merdivenleri bulunmaktaydı.
Tüm girişin ön cephesinin görünümü görkemli olmalıydı. Her iki tarafdaki
kulelerin ön taraflarının yüksekliği 6m den aşağı değildi. Alt kısımlar
2m ya da daha yüksek olup granit taşındandı ve granit taşlarının üstünde
zıt etki yapan kumtaşı kullanılmış ve bu kısmın üstünde de duvar çamur
ile sıvanmış moloz taşları ile devam etmekteydi. Tüm yapı büyük ahşaplar
ile girift örülüydü. Bir miktar boya da kullanılmış olabilir. Geçit sazdan
yapılmış eğimli bir çatı ile örtülüydü. Her iki taraftaki kumtaşından
kaidelerinin çapları 1m yi gösteren ahşap sütunlar, birleşme yerleri demir
konsolarla sağlamlaştırılmış olan devasa ahşapları taşımaktaydılar. Ön
alınlığın ortada iki yanında şaha kalkmış keçiler bulunan hayat ağacı
ile süslenmiş olması ihtimal dahilindedir. Bronz plakalardan kesilmiş
olan bu hayvanların alt yarıları gerçek boyutlarının dörtte üçüne yakın
olduklarını göstermektedir. Olasılıkla altın boynuzlarla süslenmişlerdi
ve belkide kıymetli metallerden yapılmış kanatları bulunmaktaydı.
Varlıkları büyük yuvarlak başlı çivilerin girmesi için delikleri olan iki uzun demir şerit kalıntısı ile ispat edilen kapıların konumuna gelince, bunların takılmasının TR11 açmasının üst batı ucuna giden geçitin ortasındaki taş döşemenin düz ucu ile ilişkili olduğu düşünülebilir. Bu noktada 10 m genişliğindeki geçit bir şekilde daraltılmış olabilir. Döşemenin eğimi nedeniyle bu konumdaki kapıların her biri mecburen dışa doğru açılıyor olmalıydı. Çift kanatlı ahşap kapıların olduğunu ve 2003 de ele geçen büyük olanı 2m uzunluğunda olan ve bunları kenetleyen yuvarlak başlı büyük çivilere sahip iki demir parçasının bu kapılara ait olduğunu var saymak akla yatkındır. Bu durumda kapıların Balawat Kapılarına benzer bir tarzda yatay kalaslardan yapıldıkları ve büyük demir parçasının da kalasları tutmak amacı ile dış kenardan dikey olarak aşağı doğru indiği düşünülebilir. Çalınmış olması ihtimali yüksek olsa da kapı dişlerinin bulunabilmeleri ümit edilmektedir.
Merkezdeki bölme ve kapıların ilerisinde, girişin kuzey tarafında ve tahminen
Kuzey Kulenin güney duvarına dayanan bir oda inşa edilmişti. Kil zeminli
ve doğu tarafına eklenmiş bir dış ambarı olan bu yapı iç hatlardan ve
nesnelerden yoksundur.
Mimari
Paralellikler ve Kronolojik Anlamlar
Bağımsız Binalar ve Eğimli Çatılar
Anadolu merkezi platosunda Bronz Çağı' ndan önce eğimli çatılar yoktur.
Bu çatıların Kerkenes'teki varlığı bağımsız iki odalı yapı geleneği ile
bağlantılı olarak ele alındığında, dışardan gelmiş yeni bir mimari kavramın
göstergesidir. Girişin ve Saray Yapı Grubunun anıtsallığı ve sütunlu salonlar
bunların kökeninin örneğin Karadeniz Bölgesinden ziyade batıda olduğunu
işaret eder.
Kenetlerin Paralelleri
Hellenistik dönemden önce Anadolu Platosunda (örneğin Boğazköy'de, Gordion'daki
höyük ve tümülüslerde ya da Frigya bölgesinde) kenetlerin kullanıldığına
dair bir kanıt ortaya çıkmamıştır. Görünüşe göre bilinen en erken kullanım
Ege bölgesinde Sardis'te M.Ö. 6 yy'ın ilk yarısına tarihlenen Alyattes'in
mezarındadır. Kenetlerin Kerkenes'teki kullanımı bunların başlangıçlarının
dışardan olasılıkla batı ya da güneybatıdan geldiğini gösterirken taslağını
yabancı marangozların çizmiş olduğu anlamını içermektedir.
Başlıkların Paralelleri
Küçük başlıkların yakın paralelleri şimdi Ankara Anadolu Medeniyetleri
Müzesi'nde sergilenmekte olan Pazarlı'da bulunmuş mimari pişmiş toprak
elementlerden (Koşay 1941, Levha XXXIII üst, XL, LX) bilinmektedir. Bu
başlıkların bitimleri, konsantrik dairelerden daha çok dikkatlice boyanmış
desenlerden oluşmaktadır. Mahmut Akok'un kiremitli ön cephenin ızgaralı
pencereleri gösteren harika rekonstrüksiyonu bu pişmiş toprak mimari elementlerin
kullanımını gösteren tek olasılıktır. Küçük başlıkların benzerleri ve
düzenlemeleri Frig dağlık bölgesinde Gökbahçe'deki Bahşayiş olarak bilinen
kaya anıtı üzerinde (Berndt-Ersöz 2003 no. 28, 280-81 ve şek. 32, ayrıca
137 ve 141; Sivas 1999 71-79, 241 tablo Vb, lev. 30-41) görülebilmektedir.
Bahşayiş Anıtı'ndaki cephenin köşelerinde olduğu kadar king postun önünde
ve yanlarında betimlenen başlıkların düzenlemeleri, belki Kerkenes'te
bulunmuş parçaların çeşitli olası düzenlemeleri de oldukça hayal ürünüdür.
Daha büyük ama farklı olmayan unsurlar hem de bitimlerindeki konsantrik
daireler ile, Köhnüş vadisindeki Mal Taş Kaya Anıtı cephesindeki nişin
üzerinde çıkıntı yapmaktadır (Berndt-Ersöz 2003, no. 24), ancak maalesef
artık görünmemektedirler. Benzer başlıklar yakın paraleli Gordion'da Tümülüs
B'de (Kohler 1995, TumB 17) olan Kapadokya Kapısı'ndaki sembolik olarak
bir tanrıyı betimleyen stelin (bakınız Şek. 40)
omuzları üzerinde de görülmektedir. Ayrıca başlıklar, gümüş varak disk
(Şek. 1
ve 46
) üzerinde de tekrarlanmaktadır.
Kerkenes'te bu mimari başlıkların kullanımı batı platosundan önemli inşaat uygulamalarının başka bir açık örneğidir. Buna ek olarak, önemli kronolojik anlamlar da vardır. Burada söylenmesi gereken, yine de batıdaki bu paralellikler Kerkenes'te Saray Yapı Grubu Anıtsal Girişi yapımının tarihlendiği M.Ö. 6. yy'ın ilk yarısı ile tümüyle tutarlıdır. Mal Taş ve Bahşayiş Anıtları'nın kesin kronolojileri tartışma konusudur ama paralelleri Kerkenes ile birlikte M.Ö. 6. yy tarihini doğrulamaktadır.
|
|